Röportaj: Beyza Boynudelik

Bir yandan birbirimize dokunuyoruz, bir yandan bu ilişkilerden uzaklaşmaya çalışıyoruz.

Bu sergideki işler bu kavramların farklı katmanlarını içeriyor.İnsanların kendine yeterince dürüst olmamasından ve farklı avatarlar kullanarak yabancı kalmalarından bahsediyorum. Derdim, temasın olması gerektiği ama arayüzlerin de kalkması gerektiğini vurgulamak. Belki de kısaca demek istediğim, kendimizi yeterince doğru tanımlamıyorsak avatarlar ardına gizlenlediğimiz.”

Merhaba Yabancı sergi kurulumunda, ılık bir Tomtom günündeyiz. Büyükdere35’in kuruluma hazır boş bembeyaz duvarları önünde, heyecanlı Beyza Boynudelik ile
yabancılık – temas- maske
üzerine sorguluyoruz, konuşuyoruz.
Kapı deliklerinden baktığımız dünyayı kısacık bir vakitte durdurarak bir an için yabancı
kalmamaya çalışıyoruz.
Sergi kurulumundan mini bir sohbet;

1.Büyükdere35’in yeni mekanında ki ilk sergin; bu semt ve galerinin buradaki yerleşimi hakkında ne düşünüyorsun? Semtlerin dokusu da galerilere farklı özellikler ekliyor mu?

Tomtom’da çokça önemli galeri bulunuyor. Semtin dokusu buradaki sanat hayatına önemli bir değer katıyor. Merhaba Yabancı sergisi de aslında çok tatlı bir tesadüf yaratmış oldu. Büyükdere35’in yeni yerindeki ilk sergisi, benim de ilk kişisel sergim. Hem semte birlikte merhaba diyoruz, hem de birlikte yabancılık kavramını sorguluyoruz. Bu kavramı sorgularken de maskeler takıyoruz. Yani aslında genel bir ironi, zıtlık ve değişim içerisindeyiz birlikte. Düşününce, bu sergi bu ironilerin ve sorgulamaların hepsini birlikte içeriyor.

2.Mekanların hafızası ve kültürü sanatsal üretime farklı yorumlar katabiliyor. Çoğunlukla sergiyi deneyimleyenler mekana bağlı değerlendirmeler de içerebiliyor. Buradan yola çıkarak serginin ismi ve mekan ile kavramsal olarak nasıl bir bağ kurdun?

Büyükdere35’de bende, buraya yabancıyız; bir yandan da kültürel doku olarak çok yakın olduğumuz ve beslendiğimiz bir alandayız. Bu yüzden bu karşılaşmanın ve tanışmanın faydalı olduğunu da düşünüyorum. Kişisel sunumumu burada gerçekleştiriyor olmak işlerime farklı anlam katıyor.

3.“Merhaba Yabancı” ‘in interdisipliner yapısı hangi farklı başlıkları içeriyor? Biraz işler hakkında bilgi verir misin?

İnterdisipliner işlerle uzun süredir çalışıyorum. Resim çıkışlıyım ama farklı üretim alanlarında da bulundum, gravür yaptım, yerleştirmeler, videolar ile çalıştım. Önemli olan neyi anlatmak istiyorsam, aslında buna uygun kurgularla ilerliyorum. Malzeme ve kompozisyon anlatmak istediğim derdin aracı olmuş oluyor. Merhaba Yabancı da hepimizin çok alışık olduğu ve bir yandan da çok yabancı olduğu, temas kavramı üzerine düşünüyor. Hepimiz birbirimizle iletişimdeyiz ama bir yandan da birlikte olmaktan çok uzağız. Temas meselesi özellikle bugünlerde çok tuhaf bir kavram haline geldi. Bu sergide merkeze aldığım figürler; birbirine temas etmeye çalışan, doğayla ilişkide, fauna ve flora ile tekrar iletişime geçmeye çalışan imgeler. Yabancı meselesini de işte tüm bu kavramların ekseninde aslında yabancı olmamayı/kalmamayı tekrar hatırlamak olarak algılıyorum.

4. “Merhaba Yabancı” sergisinde “ötekini gözlemek” ve “temas” , bu ilişkiyi kavramlarda nasıl/neden sorguladın?

İnsanlar farklı ilişkilerinde değişik arayüzler ardından birbirini gözetliyor, sorguluyor. Bir yandan birbirimize dokunuyoruz, bir yandan bu ilişkilerden uzaklaşmaya çalışıyoruz. Sosyal medya üzerinden, temas ettiğimizi sanarak gerçek tanışıklıklardan ve temastan kaçıyoruz. Başkalarının hikayelerini arayüzler ardından tüketip geçiyoruz. Yabancı kavramı, bütün bu sorgulamalar ardından geliyor aslında. Bu sergideki işler bu kavramların farklı katmanlarını içeriyor.İnsanların kendine yeterince dürüst olmamasından ve farklı avatarlar kullanarak yabancı kalmalarından bahsediyorum. Derdim, temasın olması gerektiği ama arayüzlerin de kalkması gerektiğini vurgulamak. Belki de kısaca demek istediğim, kendimizi yeterince doğru tanımlamıyorsak avatarlar ardına gizlenlediğimiz.

5.Yabancılık- yabancı olmak, nasıl tanımlanabilir? Fiziksel ve duygusal sınırlar ne ölçüde belirler bu kavramı, sen işlerine ne kadarını taşıdın?

Uzun süredir farklı metaforlar kullanıyorum. Kentli biriyim ama kendimi nasıl tanımlıyorum? Doktorum, mühendisim dediğimde tanımlamış oluyor muyum diye düşündüm, ötekinin hayatına baktığımda, nasıl tanımlıyorum kendimi? Bu sorulardan başlayarak, ötekinin yanındayken kendi hayatlarımıza nasıl baktığımızla ilgili fikrim oluştu. Kentli biri en sonunda maskelerle tanımlamaya başlıyor ve aslında hepimiz sosyolojik maskeler takıyoruz, sosyal medya da farklı kimliklerle maskeler altına gizleniyoruz. Olduğumuz kişiler ve anlattığımız kişiler arasına çoğu zaman sıkışıyoruz. Aslında daha derin sorgulamalar kimliğimiz üzerinde şekilleniyor. Bizi; yaptığımız iş mi, sosyal çevremiz mi, hafızamız mı belirliyor? Yanıtlar çok karmaşık ve iç içe geçmiş oluyor. Bu katmanları eserlerde farklı kompozisyonlarla konumlandırdım. Maskeyi kullanmaya başladığımdan beri aslında bir sürü farklı figürü kurguladım; arıcı, bomba imhacısı ama hepsi en sonunda astronot gibi görünmeye başladı, ve bende üretimde kalabalıkların üzerinde uzaylı gibi hissetmeye odaklandım.

6.“ideal metropol insanı” bu ifadeyi biraz açıklar mısın, sanatçı kişisi, üretimi ve şehirin aceleci hayatı bana hep ironik ve oldukça distopik geliyor, sen sanatçı olarak bu metropolde kendini nasıl konumlandırıyorsun?

Çoğumuza dayatılan yerleşik kavramlar “ideal metropol insanını” anlatır. Şu maaşı alırsan, şurda yemek yersen, şunu giyersen, şurada yaşarsan, şurada tatile gidersen gibi uzayan bir kıstaslar listesi var. Ama içten içe artık bunların bu kadar siyah beyaz olmadığını bildiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Bu kadar dengeler yerinden oynamışken bende ideal metropol insanını yerle bir etmek istiyorum, Aslında sanatçı olarak hayat önümden akıp gidiyor ve ben üretici olarak sürekli gözlem içindeyim. Bu yüzden flaneur olmam gerekiyor. Çünkü benim için oldukça ütopik bir dünya, çok güncel dertlere boğulduğumuz kentlerde yaşıyoruz, bunu da ancak biraz içinden çıkınca farkedebiliyoruz. Girdiğimiz kısır döngüyü de basitçe günlük rutinleri değiştirince anlıyoruz, pandemi döneminde bunu toplum olarak deneyimledik. Şehirde flaneur olmakta bu aslında, geri çekilip izlemeye başladığında görmüş oluyorsun, güncel dertlerle kendine yabancılaşmış insanlar oluşuyor.

7.Birçok işinde “maske” imgesinin izlerini görüyoruz, bu sergide de bir yabancıdan bahsediyor, ya da aslında çevredekilere çokta yabancı olmadıklarını hatırlatıyorsun. İnsanın özünü gizlemesi, maskelemesi ve sıklıkla üretimle samimiyeti yakalaması ifadelerini çıkarıyorum işlerinden. Sen eserlerinde bu sorgulamaları mı anlatıyorsun? Eserlerinde bir şeyler anlatma kaygısı taşıyor musun?

Bu akademinin başından beri kendime sorduğum bir soru, sanatın bir görevi olmalı mı sorusu, sanatın bir görevi olmalı değil ama senin bir derdin varsa, bunu doğrudan aktarabilmeli sanat. Boyan var fırçan var, ama nasıl bu araçları kullanarak dış dünya ile buluşturman gerektiği sorusunda devreye deneyim ve gözlem giriyor, ve böylece samimi bir şekilde senin derdin eserlere geçmiş oluyor.

×

Merhaba!

Ürün ve siparişiniz ile ilgili bilgi almak için WhatsApp üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

× Bize Sorun