MANTIKLI ABSÜRTLÜKLER

Büyükdere35 Online platform üzerinden paylaşımlarına devam ediyor. Edebiyat ve çizim arasındaki bağ ile üretimini şekillendiren sanatçı; Bora Aşık süreçlerini bize anlattı. 

 

  • Kendinden bahseder misin?

 

 1990 İstanbul doğumluyum. Akademik eğitimimi Marmara Üniversitesi GSF Resim Bölümü’nde tamamladım. Üniversiteyi bitirdiğim 2015 yılında ilk kitabım yayımlandı (Geceyi Atlatabilmek/Everest Yayınları). Edebiyatın ardından, Mamut Art Project 19 ile görsel sanatlar alanına da giriş yaptım. Çocukluğumdan beri kendi dünyamı ete kemiğe büründürmeye çalışıyorum. Hikâyeler yazıyor, karakterler çiziyorum. Beni net bir şekilde tanımlayan, DNA’ma işlemiş iki eylem, bir nesne var: Yazmak, çizmek ve bisiklet. 

 

  • İş üretiminde ne gibi unsurlardan referans alıyorsun, üretim pratiklerin nelerdir?

 

 Günlük hayatta karşılaştığım pek çok şeyi zihnim yeniden anlamlandırıyor. Gerek yazarken gerek ise çizerken beslendiğim yer bu kişisel anlamlandırmalar oluyor. ‘Mantıklı absürtlükler’… Özellikle İstanbul gibi kalabalık ve kozmopolit şehirlerde ‘absürt imgelerin’ bombardımanı altında kalıyorum; işime yarayacak olanları ayıklamam gerekiyor. Oysa başka bir şehirde bu ‘saçmalıkları’ arayıp bulmak, çekip çıkarmak gerekiyor. Klişe bir söylem ama İstanbul bu konuda bir hayli zengin. Fakat insanın yani bilincin olduğu her yerde absürtlüklere rastlamak mümkün.

 Dışarı çıkarken yanımda muhakkak kâğıt kalem oluyor; sırt çantasızken çıplak gibi hissediyorum. Zihnim arka planda sürekli çalışıyor, aniden aklıma gelen ya da bir imge tarafından tetiklenen şeyleri not alıyorum. Bir avcı gibi yaşıyorum. Bunu planlayarak yapmıyorum, ‘kendiliğinden’ oluyor. Mesela bu duruma en uç örneklerden biri: sinemada film izlerken aklıma bir düşünce gelmiş ve gözlerimi ekrandan ayırmadan karanlıkta bir şeyler karalamıştım.

 

  • Yaratım sürecinde seni besleyen duygular nelerdir?

 

 En çok varoluşla ilgili soru(n)ların duygularını hissediyorum. Ölüm bir duygu değil fakat birçok duygunun iskeleti konumunda. Ölümü çok düşünüyorum. Çünkü doğum gibi o da önemli bir gizem barındırıyor. Bisikleti ulaşım aracı olarak kullandığım için yolda sıklıkla ölü hayvanlara rastlıyorum. Bazısı elimde can veriyor, bazısının bedenini yoldan alıp güvenli yerlere taşıyorum. Böyle anlarda içimdeki kapıda bir anahtar çevriliyor; ölüm ve yaşam ikilisinin arasında ne var? Zihnime bir anda perde iniyor…

 Ve bilinç. Hem yaşarken hem de öldükten sonraki hâli büyük bir muamma. Bedenlerimiz sadece, beynimizi taşımak için inşa edilmiş makineler. Asıl meret, beyin ve bilinçte gizli. Her canlının yolculuğunda bilinçlenme durağı olduğuna inanıyorum. Biz, insanlar olarak bu durağı geçtiysek üzerimizde birtakım şeylerin sorumluluğunu taşıyoruz demektir. Düşünsel boyutta bir sonraki aşamaya evrilmeliyiz. Tüm bu mantıksal sorgulamalar aynı zamanda garip duygular ortaya çıkarıyor. Aşk, nefret, üzüntü gibi insan odaklı duyguların yerine, kaynağı insanın ötesinde olan birtakım şeylerin hissiyatını yaşıyorum. Bunu mevcut dil aracılğıyla anlatmam mümkün değil, zaten sanat da bu nedenle var. 

 

  • İşlerinde kullandığın metin ile çizim kurgusunu nasıl sağlıyorsun? Seni bu üretim biçimine iten ne oluyor?

 

 Edebiyat da resim de birer iletişim aracı. Birbirinin yerine geçemeyen iki farklı alanda yer alıyorlar. İç dünyamda olan biten şeyleri kısırlaştırmadan dış dünyaya aktarabilmek için farklı iletişim araçlarına ihtiyacım var. Resmedemeyeceklerimi yazıyor, yazamayacaklarımı da resmediyorum. Bu sayede duygularımı ve düşüncelerimi kâğıda bir bütün olarak aktarabildiğime inanıyorum.

 

  • Pandemi döneminin üretimlerine etkisi oldu mu? Olduysa nasıl bir etkisi olduğunu anlatabilir misin?

 

 Açıkçası salgından önce “canlıların yaşamaya eşit derecede hakkı olduğu” fikrini idrak edebilmiştim. Bu, şu anlama geliyor; dünyayı mikroorganizmalarla da paylaşıyoruz. Bizim hayatta kalmak için markete gidip alışveriş yapmamızla onların yaşam mücadelesinin arasında teoride fark yok. Her canlı, varoluşunu uzatmak için çabalıyor. Bu nedenle -ben de kendi varoluşumu uzatmak için- tedbirimi alarak kurallar çerçevesinde yaşamaya devam ettim/ediyorum. Risk grubunda olmama rağmen salgından psikolojik olarak hiç etkilenmedim. Tabii ki bunun gibi toplumsal olaylar bir sanatçıyı ne denli etkilerse beni de o şekilde etkiledi. İnsanlık hakkında birtakım yeni bilgiler edindim; tüm değerlerin aniden nasıl tepetaklak olabildiğine, insanın evrime dayanan adaptasyon kabiliyetinin ne denli kuvvetli olduğuna ve bunlar gibi daha birçok şeye tanıklık ettim. Bu süreçte bilinçaltıma depolanan her imge gelecekte elbette sanat hayatıma katkı sağlayacaktır ama üretimimde somut olarak şimdilik hiçbir şey değişmedi. 

Yakın tarihte insanlık iki dünya savaşı atlatmış. Öylesine karamsar bir süreçte bile sanatsal üretimler durmamış. Hem biyolojik hem de toplumsal açıdan sadece güçlü olanın hayatta kalabileceği bir düzen var. Güçlü müyüm? Bilmiyorum. Fakat var olduğum müddetçe her koşul altında yazıp çizmeye devam edeceğimi çok iyi biliyorum… 

Röportaj için teşekkürler.
İpeksu Kalaycı

27.07.2020

×

Merhaba!

Ürün ve siparişiniz ile ilgili bilgi almak için WhatsApp üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

× Bize Sorun