Büşra Çeğil “Kayıp Zamanın İzinde / İstanbul”

Büşra Çeğil’in “Kayıp Zamanın İzinde / İstanbul” isimli artırılmış gerçeklik proje sergisi 15-30 Nisan tarihleri arasında Senkron Eş Zamanlı Video Sergileri kapsamında sanatseverlerin deneyimine sunuldu.

“…Farklı bir yıldan alınmış bir anıyı tekrar yaşadığımızda, boşluklar dev unutuş yüzeyleri sayesinde, iki anı arasında adeta yükseklik farkından kaynaklanan bir uçurum, solunan havayla çevre renklendirmesinin karşılaştırılması mümkün olmayan nitelikleri arasındaki bağdaşmazlığı buluruz” diyor Proust ve devam ediyor “zihin tarafından banyo edilen anılar” anıların geçmişin yeniden yaratımı olduğuna işaret eder. Hatırlama çoğu zaman metaforlarla mümkün olmaktadır. İnsan belleğe çeşitli izlerle, metaforlarla yaklaşır. Bazen bir mekan, bir koku, bir ses ile anımsar ve bunu zaman zaman kendimizi tedavi ettiğimiz bir savunma mekanizmasına dönüştürürüz. Bergson “Hatırlamasak bile imgeler sağ kalır” der. Karşılaşmalar ile anımsayan zihin adeta yeniden üretir ve geçmişi eğip büküp yeni bir form verir. Geçmiş, bellek sayesinde kendini “şimdi”de yeniden üretir. İsmini Proust’un Kayıp Zamanın İzinde eserinden alan bu video serisi ile sanatçı hatırlama ve unutma deneyiminin doğasını estetik bağlamda anlamaya yöneliyor. (Büşra Çeğil, 2021)

Bize biraz sanat pratiğinden bahseder misin?

Sosyolojik ve psikolojik öğelerden faydalanan bir sanatçıyım. Göç, yas, yerinden edilme, melankoli, toplumsal bellek kullandığım leitmotiflerden bazıları. Son zamanlarda eserlerimde daha çok mekana özgü yerleştirmeler yapmaya çalışıyorum. İnsan mekan ilişkisi üzerinden mekandaki yas ve melankoliyi irdeliyorum.

‘Kayıp Zamanın İzinde / İstanbul’ eserine nasıl başladın? Süreç nasıl gelişti?

Son zamanlarda planladığım bir sergi kapsamında Amerikalı bir gazeteci ve video sanatçısı arkadaşım Hamza Kırbaş ile birlikte Hasankeyf için bir proje hazırladık. Fakat  biz bu sergiyi yapana kadar Hasankeyf tamamen yok edildi. Bunun dışında İstanbul içerisinde, İstanbul ile ilgili bir şeyler yapmak istiyordum. Ömer Abed Han benim hep önünden geçtiğim, her gün yürüdüğüm bir yer hatta bir dönem atölye kiraladığım bir yer; sinematografik ve çok değerli bir yapı. Halihazırda yok olmaya mahkum edilenlerle alakalı bir iş yapmayı düşünürken hepsi aynı vakte denk geldi. Proust’un ‘Kayıp Zamanın İzinde’ serisine uzun zamandır başlamak istiyordum ama bir türlü başlayamıyordum. Eseri okumak, o sırada bu yapılarla alakalı bir şeyler yapmak… Diğer yandan uzaklaşıp üç ay İsviçre’de geçirmiştim o dönem içeriden dışarı çıkıp, dışarıdan tekrar içeriye dönerek bu olaylara bakmak… Bunların yanı sıra Senkron Eş Zamanlı Video Sergileri paralel bir etkinlik olduğu için buradan başlayabilirim diye düşündüm.

Daha önceden modelleme döküm ve fotoğrafları kullanarak eser üretmiş bir sanatçısın. ‘Kayıp Zamanın İzinde’ ismini ise edebiyata borçlu. Bu disiplinlerarası çalışmanın üretim sürecinden bahseder misin?

Malzeme ve teknik benim için aslında sadece bir araç, dolayısıyla her daim değişken. Çalışırken esere hangi malzemeyle varolmak istediğini soruyorum. Proust’un ‘Kayıp Zamanın İzinde’ serisinin zamanın parçalanamaz bir bütün olduğu, geçmişin bellek sayesinde şimdide devam ettiği gibi düşüncelere değiniliyor ve bu romanlarda kendi yaklaşımımdan da izlere rastladım diyebilirim. Bellek, bilinç dünyası, rüya ve düş evreniyle psikolojik zamanın kurgusu temel seviyedeki benzerlikler.Tüm çağrışımların yakınlığı, halihazırda üzerinde çalıştığım özellikle hatırlama ve unutma deneyimini sorguladığım eriyen çerçevelerim ile Augmented Reality’i birleştirmem ve eş zamanlı olarak Proust’un evreninde kaybolmam projeye bu ismi vermemi tetikledi.

Bu eser benlikte saklı olan hatırlama ve unutma deneyimini nasıl birleştirmeyi amaçlıyor? İstanbul’un bu birleşmede üstlendiği rol nedir?

Aslında tamamen kişisel deneyimlerimden yola çıkıyorum. Doğduğum, yaşadığım, büyüdüğüm şehirde tarihi yapıların yok olmaya mahkum bırakılması, aynı şekilde belleğimizin silinmeye çalışılmasını maalesef deneyimliyoruz. Geçmiş unutturulmaya çalışılıyor. Fakat biliyorum ki geçmiş bellek sayesinde kendini şimdide yeniden var eder; eğip büküp, zihin yardımıyla yeniden form verir. Bu bağlamda İstanbul’un yok olmaya bırakılmış, benim için de özel olan tarihi yapılarını kendi hatırlama ve unutma biçimlerimle yeniden kurguluyorum.

Hatırlama ve İstanbul’u merkezine alan bu esere video formatının katkısını nasıl yorumluyorsun? Videonun esere kattıklarından bahseder misin?

Eriyen çerçeveler ve diğer enstalasyonlarımdan farklı olarak ‘Kayıp Zamanın İzinde’ serisi tam şu ana odaklanıyor. Aslında görmek istediğimizde ya da bakmak istediğimizde yok olan bu yapıların bugün yok oluşa giden yolunun gözlerimizin önünde gerçekleşmesiyle ilgili. Tarihe de tanıklık ettiğimizi, olan biten her şeyi yalnızca izleyici olarak konumlandığımızı vurgulamak istiyorum. Çünkü Ömer Abed Han hala orada, Hasankeyf gibi geç kalınmış değil. Şimdi hasar alıyor, hepimiz izlerken.

Gelecekteki projelerinden bahseder misin? Üretimine video formatında devam edecek misin?

Üç ay sonra İsviçre’de kişisel bir sergi açmayı planlıyorum. Kendimi hiç sınırlandırmıyorum. İsviçre’deki sergim tamamen AR olarak deneyimlenecek. Düşsel dünyamı en iyi yansıtan teknik ile ilerlemeye çalışıyorum. O anki eserin ihtiyacı olan tekniği seçmeye çalışıyorum. Döndüğümde bir sergi yapma planım daha var. Bu sergi rüyalar üzerine olacak,bu yüzden de yaklaşık bir senedir varoluşçu psikanalist Süreyya Arıcan ile rüyalarımı irdeliyoruz; sergi için yağlı boya, heykel ve video gibi farklı medyumlarla çalışmayı planlıyorum. Şimdilik hazır olanlar bunlar süreçte farklı yöntemler de eklenebilir.

Röportaj için teşekkürler.

×

Merhaba!

Ürün ve siparişiniz ile ilgili bilgi almak için WhatsApp üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

× Bize Sorun